Lethal Company veya Hunt: Showdown gibi yapımları seviyorsanız, sömürge dönemi Amerika’sında geçen bu yeni işbirlikçi korku deneyimi ilginizi çekebilir. ACE Team tarafından geliştirilen The Mound: Omen of Cthulhu, 1652 yılının Güney Amerika ormanlarında geçen ve Lovecraft temalarıyla bezeli oldukça tekinsiz bir yapımdır. Oyunda hayatta kalmaya çalışırken diğer yandan ganimet topluyoruz ve bu tecrübe oyuncunun psikolojisini doğrudan test ediyor.

Hikaye bizi on altıncı yüzyılın karanlık sömürgecilik dönemine götürüyor ve bir kalyon kiralayıp, gizemli bir ormana çıkarma yapıyoruz. Ekibimizle birlikte The Mound: Omen of Cthulhu oyununun dünyasındaki bu lanetli toprakları hem kaynak sağlamak, hem de paha biçilemez antik hazineleri bulmak için yağmalıyoruz. Ancak kaptanımız için sadece getireceğimiz altınlar değer taşırken, bizim payımıza ölümcül bir tehlike düşüyor. Bunu da oyun içinde keşfediyoruz.

Bir kömür madenindeki kanaryalar gibi feda edilebilir durumdayız ve kalyondaki güvenli bölgeden ormana doğru yola çıkıyoruz. Kaptan bize belirli kontratlar sunuyor ve The Mound: Omen of Cthulhu içindeki görevlerimizde kullanmamız için bazı temel silahlar ile erzaklar temin ediyor. Sefer sonunda getirdiğimiz ganimetlerin değerine göre kaptandan ya bir övgü ya da sert bir fırça yiyoruz.

Ganimet toplama sürecinde yanımızda taşıdığımız en önemli yardımcı, bulduğumuz her şeyi depolayabildiğimiz sadık bir öküz arabası oluyor. Sıkışıp kaldığımız bu cehennemde The Mound: Omen of Cthulhu oyununun atmosferini biraz olsun hafifleten şey ise arabayı süren Carlito adındaki karakterdir kesinlikle. Carlito, biz korkudan titrerken arkada İncil okuyarak garip bir mizahi rahatlama yaratıyor ve arabayı güvenliğe ulaştırmamızı bekliyor.

Haritadaki yollar genellikle aynı tepeye çıksa da ormanın her köşesinde gizlenmiş değerli putlar ve günlükler bizi bekliyor. İhtiyacımız olan kotayı doldurduktan sonra arabacıya dönme vaktinin geldiğini söylediğimizde The Mound: Omen of Cthulhu, asıl kaosunu başlatıyor. Başlangıç noktasındaki teknemize geri dönmeye çalışırken orman tamamen çıldırıyor ve her yönden üzerimize saldırmaya başlayan canavarlardan kaçmaya çalışıyoruz.

Oynanışın en benzersiz yönü, ormanda geçirdiğimiz her saniye azalan akıl sağlığı sisteminin algılarımızla kurduğu akılalmaz oyundur. Mesela, The Mound: Omen of Cthulhu oyununu oynarken arkadaşınız yerde içi kemik dolu ölümcül bir çukur görürken, siz orada parıldayan bir altın kadehi görebiliyorsunuz. Gözlerimize ve kulaklarımıza güvenememek, önümüzdeki şeyin canavar mı yoksa sıradan bir ağaç mı olduğunu ayırt etmeyi zorlaştırıyor.

Normalde ormanda dolaşan zombileşmiş eski kaşifler biz onlara yaklaşmadığımız sürece kendi hallerinde dolanarak bize pek dokunmuyorlar. Fakat hızlı koşarak gürültü yaptığımızda ya da çalıları ezdiğimizde The Mound: Omen of Cthulhu oyununun içindeki bu lanetli ormanı uyandırıyoruz efendim. Orman bizi vücuda giren zararlı bir enfeksiyon gibi algılıyor ve savunma mekanizmalarını devreye sokarak üzerimize ölümcül dalgalar gönderiyor.

Telsizlerin olmadığı bu dönemde sesimizin mesafeye ve çevreye göre yankılandığı yakınlık tabanlı bir ses sistemi kullanıyoruz. Bu sesli iletişim The Mound: Omen of Cthulhu ile sunulan deneyimi son derece gerçekçi ve zaman zaman aşırı derecede eğlenceli kılıyor. Herhangi bir canavardan kaçarken arkadaşınızın çığlığının bir anda kesilmesi ya da yalnız kaldığınızda sesinizi kimseye duyuramamanız derin bir korku uyandırıyor ve oyunun en önemli özelliklerinden biri bence.

Arayüzün neredeyse hiç olmaması, takım arkadaşlarımızın can durumunu veya nerede olduklarını görmemizi tamamen engelliyor. Bir takım arkadaşımız can verdiğinde sesli sohbetten kopuyor ve The Mound: Omen of Cthulhu, ölenlerin kendi aralarında konuştuğu sessiz bir hayalet odası yaratıyor. Bu durum grup içindeki belirsizliği artırırken, dışarıda kalan oyuncuların çaresizliğini ve yalnızlık hissini en üst seviyeye çıkarıyor bence.

Akıl sağlığımız azaldığında karşılaştığımız en ürpertici durumlardan biri de arkadaşlarımızın kopyasını oluşturan taklitçi canavarlardır. Ormanda yürürken bir anda gruptaki kişi sayısının normalden fazla olduğunu fark ettiğinizde The Mound: Omen of Cthulhu oyununun dehşetini anlıyorsunuz. Arkadaşınız gibi görünen o sahte beden aniden üzerinize atılıp dokunaçlarıyla saldırdığında tüm planlarınız saniyeler içinde altüst olabiliyor.

Ormandaki canavarlara karşı kullanabileceğimiz on altıncı yüzyıl silahları yüksek hasar verseler de hantal yapılarıyla bizi zaman zaman zor durumda bırakıyorlar. Kullandığımız arkebüz gibi ateşli silahlar The Mound: Omen of Cthulhu oyununun ormanında çok yavaş dolduruluyor ve sığınacak bir yer bulamazsak yağmur altında tamamen işlevsiz kalıyor. Yakın dövüş silahları ise kör karanlıkta panikle etrafa savrulduğumuz hantal birer araca dönüşüyor.

Ganimetlerden kazandığımız paralarla gelecekteki seferlerimizde kullanmak üzere dükkandan satın alabileceğimiz çeşitli gizemli eşyalar bulunuyor. Ancak The Mound: Omen of Cthulhu içindeki her faydalı eşya büyük bir risk barındırıyor. Örneğin, hazineleri gösteren madalyon tüm canavarları üzerimize çekerken, canavarlardan gizlenmemizi sağlayan Nyarlathotep Maskesi akıl sağlığımızı hızla eriterek bizi arkadaşlarımıza bir canavar gibi gösteriyor.

Lanetli ormanın en yaygın sakinleri olan Y’m-bhi yaratıkları ise kendi içlerinde çok farklı davranışlar sergileyen tehlikeli varyantlara sahipler. Bazıları üzerimize koşarak kendilerini patlatırken, bazıları ise önceki kaşiflerden yağmaladıkları tüfeklerle bize ateş açıyorlar. The Mound: Omen of Cthulhu oyununun canavarları arasında ayrıca zehirli sarmaşıklar, kusmuğumuzdan üreyen çıyanlar ve yaklaştığımızda patlayan kırmızı urlu ağaçlar da yer alıyor.

Zorlu çevre koşulları da canavarlar kadar büyük bir engel oluşturarak hareket kabiliyetimizi önemli ölçüde kısıtlamayı başarıyor. Sık bitki örtüsünü keserek yol açmak gürültü çıkarıp düşmanları çekerken, yoğun sis ve yağmur görüşümüzünü neredeyse tamamen sıfırlıyor. The Mound: Omen of Cthulhu oyununun haritalarında gezinirken sığınabileceğimiz mağaralar ve antik yapılar, ıslanan barutumuzu kurutmak için hayati önem taşıyor.

Oyunda kalıcı bir güçlenme sistemi olmadığı için en büyük silahımız zamanla kazandığımız harita bilgisi ve tecrübe oluyor. Yolumuzu bulmak için sürekli günlüklere baksak da The Mound: Omen of Cthulhu oyununun dünyasında hayatta kalmanın tek yolu yolları ezberlemekten geçiyor. Oyuncunun her seferinde ormanı daha iyi tanıması, canavarların davranış modellerini çözmesi ve haritayı aklında tutması hayatta kalma şansını artırıyor.

Oyundaki meta gelişim ögelerinin son derece yetersiz kalması ise bir süre sonra ilerleme motivasyonumuzu baltalamaya başlıyor. Haritada bulduğumuz kazazedeler sadece görünüş değiştiren alternatif karakterler açarken, arabamıza bonus özellikler eklemesi gereken ahşap oymalar hata yüzünden arabada belirmeyebiliyor. The Mound: Omen of Cthulhu, oyuncuya ne yapması gerektiği konusunda hiçbir açıklama sunmayarak bizi belirsizlikle baş başa bırakıyor.

Tek başımıza oynadığımızda zorluk seviyesi ölçeklense de koordinasyon kuracak bir arkadaşımız olmadığında oyunun adaletsizliği daha fazla hissediliyor. Zorluk seviyesinin ilerledikçe çok sert bir eğriyle tırmanması, The Mound: Omen of Cthulhu oyununun deneyimini eğlenceli bir keşiften ziyade bir eziyete dönüştürüyor. Arkadaş grubunuz olmadan oynadığınızda ormandaki acımasız tuzaklar ve canavarlar sizi her seferinde hayal kırıklığına uğratıyor. İşbirlikçi yapısına rağmen haritalarda tüm ekibin birlikte koordineli çalışmasını gerektiren aktivitelerin olmaması büyük bir eksiklik.

Arkadaş grubumuzla girdiğimiz The Mound: Omen of Cthulhu, bizi zorunlu olarak farklı yollara sevk edecek mekaniklerin bulunmaması potansiyeli kısıtlıyor. Oysa ekibin ayrılmasını ve gerilimin daha da tırmanmasını sağlayacak özel grup aktiviteleri oyuna çok yakışırdı. Görsel açıdan ise çizgi romansı tasarımlara kaçmadan son derece gerçekçi ve kasvetli bir orman tasarımı oluşturulmuş olması büyük bir başarı. Çevre detaylarının yüksek çözünürlüğü ve gölgelerin yarattığı tekinsiz hava, The Mound: Omen of Cthulhu dünyasındaki tedirginlik hissini sürekli taze tutuyor.

Uzaktan bakıldığında insansı siluete sahip olan yaratıklar, yanlarına yaklaştıkça dönüşen grotesk formlarıyla gerçekçi bir korku yaşatıyor. Teknik performansı orta segment bilgisayarlarda ve konsollarda oldukça stabil çalışsa da en üst ayarlara getirdiğimizde bazı sıkıntılar baş gösteriyor. Yüksek donanımlı sistemlerde bile kare hızını artırmak için NVIDIA DLSS gibi teknolojileri açmak zorunda kalabiliyoruz. The Mound: Omen of Cthulhu içerisindeki detay yoğunluğu, Unreal Engine motorunun bilindik kekeleme ve optimizasyon sorunlarını ne yazık ki karşımıza çıkarıyor.

Genel olarak bakıldığında, bazı teknik pürüzlerine ve zorluk dengesizliğine rağmen türünün en özgün ve tekinsiz atmosferlerinden birine imza atılmış. Yaklaşık on beş dakikalık seferler halinde oynanan The Mound: Omen of Cthulhu, arkadaşlarınızla çığlık çığlığa kaçışırken bir yandan da kahkahalar atabileceğiniz eşsiz anlar vadediyor. Eğer sabırlı bir ekibiniz varsa, bu lanetli ormanın derinliklerindeki gizemi çözmek için yola çıkabilirsiniz.

The Mound: Omen of Cthulhu

6
Tür: Hayatta Kalma, Korku, Aksiyon, Macera
Platform: PC, PlayStation 5, Xbox Series S, Xbox Series X
Mod: Tek Oyunculu, Co-op

Artılar

  • Kendi gözlerinize ve kulaklarınıza bile güvenemeyeceğiniz harika bir akıl sağlığı yanılsama sistemi.
  • Seslerin mesafeye ve çevre koşullarına göre değiştiği son derece eğlenceli yakınlık sesli sohbeti.
  • Dönemin atmosferini çok iyi yansıtan gerçekçi sömürge dönemi orman görselleri.
  • Arkadaşlarınızı taklit eden canavarların ve Lovecraft esintili yaratık tasarımlarının korkutuculuğu.
  • Oyuncuları taktiksel seçimler yapmaya zorlayan madalyon ve maske gibi tılsım mekanikleri.
  • Arayüz göstergelerinin olmaması sayesinde artan yalnızlık ve çaresizlik hissi.

Eksiler

  • Hantal ve vuruş hissi zayıf dövüş mekanikleri yüzünden savaşmanın sinir bozucu olması.
  • Belirli bir noktadan sonra çok dik ve adaletsiz şekilde artan zorluk seviyesi.
  • Oyuncuyu yönlendirecek veya bir sonraki hedefi gösterecek açıklamaların eksikliği.
  • Ahşap oymaların çalışmaması ve gelişim hissinin yetersiz kalması.
  • Ekibin tamamıyla çözülecek ortak bulmaca ve harita aktivitelerinin bulunmaması.
  • Grafik ayarları en üst düzeye getirildiğinde yüksek sistemlerde bile yaşanan kasma sorunları.
  • Sürekli aynı harita yapısında dönüp durmanın uzun vadede yaratabileceği tekrara düşme hissi.
  • Kazazedelerin sadece kozmetik karakterler açıp oynanışa etki etmemesi.